Rödövans;
Daha önce hiç bilmediğimiz bir kelime. En azından ben bilmiyordum. Hayatımıza öyle bir girdi ki artık unutmamız mümkün değil. Bu kelimenin anlamını bize öğretmek için resmi kayıtlara göre tam 301 kişi hayatını kaybetti. Türkçemizin en kanlı kelimesi oldu. Uğruna canlar verdiğimiz bir başka kelime daha vardı aslında; ama o kelimeyi söylerken hiç de kahrolmuyorduk. Çünkü o kelime, uğruna can verilmeye değerdi. Verildi ve yarın yine gerekirse verilecektir. Bu canı vermekten de kimse çekinmeyecektir.
Neydi bu kelime? ÖZGÜRLÜK.
Bu kelimeyi kazanabilmek için can verdik. Korumak için de can vermeye hazırız. Bundan da kimsenin şüphesi olmasın.
Peki ya Rödövans?
Nerden çıktı bu kelime?
Neden bu kadar ağır bedel ödedik?
Peki, ne kazandık?
Biz kazanmadık ama kazananların, kazançlarına baktığımızda neden bu bedel ödendiği ortaya çıkıyor zaten. Kahreden ise; kazananların can verenler değil de, o canın verilmesine sebep olanlar olması.
Ne Tuhaf değil mi? Bir grup insan can veriyor. Bir grup insan bu canların acısını yaşıyor. Evladını toprağa veriyor. Öksüz ve veya yetim kalıyor. Bunun yanında tamamen de bu nedenle bir insan parayla oynuyor, gökdelenler yaptırıyor. Kazancına kazanç ekliyor. Banka hesabı kabarıyor. Geri kalanlar, yani bizler ise; içimiz yana yana bir kelime daha öğreniyoruz. RÖDÖVANS.
Artık bu kelimenin anlamını öğrenince kendimce bir metafor yapıyorum.
Diyorum ki ülkemde Rödövans mantığı ile çalışan Gazeteciler var, Milletvekilleri var, Bürokraside görev yapan yönetici ve memurlar var.
Neden mi?
İşte cevabı.
Milletvekilleri için:
Meclisteki o koltuk benim ben sana tamam diyene kadar o koltuk senin. O koltuğu kullandığın sürece; hangi oturumlarda oturacağına, hangi oturumlarda bahçede olacağına ben karar vereceğim. Konuşulanları dinlemene gerek yok onlar konusunda ben karar verip sana ne yapacağını ben söyleyeceğim. Düşünmene de gerek yok. Ben düşünürüm senin yerine. Sen dediğim zaman gel ve dediğim zaman el kaldır. Aksi olduğunda sandalye benim. Senin o sandalye için ödeyeceğin bedel ise söylediklerimdir. Karşılığında maaş, kıyak emeklilik, ömür boyu sağlık hizmeti alacaksın bunlarda kazançların olacak.
Gazeteciler için:
Yazdığını gazetedeki o köşe benim. Ben sana ne dersem onu yazacaksın. Senin araştırma yapman, öğrenmen, doğru neymiş diye çalışman gerekmeyecek. Ben ne dersem doğru o olacak ve sen de onu doru olarak yazacaksın. Televizyonlara çıkıp yazdığının doğruluğunu savunacaksın. Aksi olduğunda o köşe benim. Senin yeni yerin kapının önü. Karşılığında avuç dolusu maaş alacaksın. Televizyonlarda konuşacaksın. Şöhret olacaksın. Benim dediğim doğrular ile kitaplar yazacaksın ve telif hakları kazanacaksın.
Bürokratlar için:
Mesela SOMA maden işletmelerinde TKİ adına çalışan teknik kadro orada ne yapıyordu. Üretim adına kullanılan teknolojiyi mi değerlendiriyordu yoksa çalışma koşulları adına nasıl bir teknoloji kullanılıyordu ona mı bakıyordu. Çalışma ortamında Karbon monoksit ve yanma ölçümleri nasıl bir teknoloji ile yapılıyordu, Karbon monoksit üzerine temiz hava verildiğinde yani karbon monoksit oksijen ile karşılaştığında nasıl bir o
Demek ki neymiş?
Demokratik bir ülkede en öneli yönetim anlayışı ve sistemi hangi kelime ile anlatılıyormuş:
RÖDÖVANS.
Saygılarımla