BİR ŞEYH BEDREDDİN YAZISI. BAŞ EĞMEYENLER ![]() Bir Bedreddin yazısı
Osmanlı tarihinin gizemlerle dolu dönemlerinden birisi de Fetret devridir. Beyazıd’ın Ankara Savaşını kaybederek Timur’a esir düşmesinden sonra kardeşler arasında başlayan iktidar savaşı, Mehmet Çelebi’nin bütün kardeşlerini öldürerek başa geçmesi ile sona erer. Ancak bu süreç yıllara sari bir kanlı dönem olarak yaşanmıştır. Bu süreç içerisinde iktidarlarını Osmanlıya kaybetmiş olan Türkmen Beyleri Timur’un kendilerine vaat ettiği iktidar sözüne güvenerek onun tarafına geçmişler ve kazanılan savaş sonrası da beyliklerini yeniden yönetmeye başlamışlardı. İzmir’e kadar uzanan bir zaferler silsilesinden sonra Timur İzmir’i de Aydınoğlu Cüneyd Bey’e teslim etmiş ve topladığı ganimetlerle geri dönmüştü. Bütün bu olaylar olurken hayatını Adalet ve Hukuk konularına adamış bir bilge kişi Kahire’de Berkuk Han, Semerkant’ta Timur, Karamanoğlu Mehmet Bey ile adalet ve hukuk konularını tartışmış ve onlara karşı adaletin en büyük güç olduğunu söyleyen bir duruş sergilemiştir. Osmanlı’da Musa Çelebi yanında Kadıasker, Mehmet Çelebi zamanında ize İznik Sürgünü olarak çalışmalarına devam etmiş ve İslam’ın adil düzeninin iktidar amacına yönelik saptırılmalarına karşı konuşmalar yapmış öğrenciler yetiştirmiş Hak, Hukuk ve Adalet üçlemesini savunmuştur. Adil olmayan bir gücün sonunda gücü de imha edeceğini savunarak asıl gücün bu üç ayak üstünde yaşayacağını savunarak bu ayaklardan herhangi biri tökezlerse gücün de tökezleyeceğini savunarak yerinden oynatılan bir bacağın o gücün yıkılmasına sebep olacağını her öğretisinde anlatmıştır. Bedreddin’e göre; “aklın gelişmesi, toplumun gelişmesinin sonucuydu” Bakın henüz Kahire günlerindeki Şeyh Ahlati’nin yanında eğitim alırken söylediklerine: “Tahtta otururken Tanrı’yı aramak, çölde yitmiş deveyi sarayın çatısında aramaya benzer” “Hakikati bulmanın yolu sizin için kuşku, bizim içinse inanç.. Sizi harekete geçiren güç yarar, bizi harekete geçiren güç ise aşk..” Yıllara sari eğitimi sırasında hiç aklından çıkmayan ve ona rehber olan İbni Sina ve Ebu Said arasında geçen konuşmayı burada tekrarlamakta yarar var. İbni Sina bir süre sohbet ettiği Ebu Said Meyhani için şöyle der: “Ebu Said benim bildiklerimi görüyor.” Şeyh de Sina’yı tamamlar; “O da benim gördüklerimi biliyor.” İşte bu sözlerin rehberliğinde bilginin peşinde koşan Bedreddin, yolu Semerkant’a düştüğünde Timur’un huzuruna da çıkar. Timur artık bir hükümdardır ve gücü tartışılmaz bir noktadadır. Huzurda konu Şehit olmaktır. Bir başka deyişle hangi asker şehit sayılır? Beyazıt’ın askerleri mi Timur’un askerleri mi? Sonuçta iki taraf da Allah için savaştığını iddia ediyor. Bedreddin’in yorumu kısa ve nettir. Referansı ise Kurandır. “O askerler Allah için değil senin ya da Beyazıt’ın egemenliği için öldüler. Şehit sayılmazlar.” Diye cevap verir. Sohbet sırasında Bedreddin; “Gördüğüm kadarıyla müthiş bir hükümdarlık kurmuşsun ama; Hükümdar Timur büyüdükçe insan Timur küçülmüş” diye yorum yapar. Ortama soğuk duş yaptıran bu cümleden sonra sarayın duvarlarına göz gezdiren Bedreddin “Saraylar büyüdükçe içindekiler küçülür” diyerek cümlesini tamamlar. Aynı gece saraydan ayrılır. Bedreddin bu dik ve cesur duruşu Karamanoğlu Mehmet Bey için de sergilemiştir. Kendi bilgeliği ile eğlenerek etrafındakilere küçük düşürmek amacıyla kendilerine bir keramet göstermesini isteyen Bey’e; “Benden keramet istiyorsun, özüne dönersen, gözüne ve gönlüne inanırsan kerameti orada görürsün.” Diyerek kendi özünü sorgulaması gerektiğini anlatmaya çalışmıştır. Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal isyanları bastırılmış on binlerce insan katledilmiştir. Bedreddin öğretilerinin kökünün kazınması için çözüm kafa koparmaktır. Çünkü Osmanlının bildiği tek çözüm budur. “ÖLDÜRMEK.” Acımasızca uygulanan bu çözümün son halkası ise Bedreddin’in kafasıdır. Sonunda, Deliorman’da yakalanır ve o sırlar Serrez’de bulunan Mehmet Çelebinin huzuruna çıkartılır. Mehmet Çelebi kendince Bedreddin ile eğlenip onu küçük düşürmek için söze başlar ve etrafındakilere Bedreddin’in korkudan sarardığını anlatmaya çalışınca Bedreddin cevap verir; “Bilirsin ki güneş batacağı zaman sararır. Şahinin yuvasına yılan gelirse, şahin yuvada kalmaz. Yolcuyu yılan sokarsa, yılanın zehri onun benzini sarartır. Yılan, güneşi görünce canlanır ve kuvvetlenir ve güneş ikindi üzeri sararmaya yüz tutar.” Mehmet Çelebi aldığı cevaptan hiç memnun olmaz ve Mevlana Haydar’a yargılanması için emir verir. Haydar, hüküm için Padişahtan emri almıştır zaten. Kararı açıklar. “Malı Haramdır ama kanı Helaldir” Bedreddin den son mesaj gelir: UNUTMA Kİ! YÜKSEKTE YER TUTANLAR, AŞAĞIDAKİLER KADAR EMNİYETTE DEĞİLDİRLER. HAKLI OLDUĞUNDA MÜCADELEDEN KORKMA. BİLESİN Kİ, ATIN İYİSİNE DORU, YİĞİDİN İYİSİNE DELİ DERLER.
Numan 23 Ocak 2022 İstanbul
|
814 kez okundu
YorumlarHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |