GAZOZ KAPAKLARININ PEŞİNDE ![]() Gazoz Kapaklarının Peşinde,
Bu başlık bana ait değil. Bir kitap ismi. Yazan; “Ömer Yenici”. Epsilon yayınevinin sahibi. Anlayacağınız edebiyatımızın en önemli üç bacağından ikisi olan (1-) Yayıncılık, 2-) Dağıtımcılık (satış)) ile edebiyatımıza hizmet ediyor. Bu kitabı yazarak yıllarını verdiği sektöre tarihi bir hizmet daha sunuyor. Edebiyat deyince aklınıza sadece sizlere dikte edilen yazarlar aklınıza geliyor ise bu ismi duymamış olabilirsiniz. “Gazoz Kapaklarının Peşinde,” bize edebiyat dünyasının arka penceresini açıyor. Lise yıllarımdan beri okuyucu olarak içinde bulunduğum edebiyat dünyasına elli yaşımdan sonra da “yazan” olarak dahil oldum. Ne çok bilmediğimiz şey varmış meğerse. Raftan kolayca çekil aldığımız kitabın, bize ulaşana kadar kat ettiği yol boyunca neler çektiğini işte o zaman anladım. Çile çeken sadece kitap mıydı? Hayır. Yazanından başlayıp, baskıya hazırlayana, oradan baskıya geçişine ve baskıdan sonra kitapçılara ulaşmasına kadar bir süreç yaşanıyordu. Son olarak bir de ortaya çıkan kitabın farkındalığının yaratılması vardı. Tabi eğer medya yoluyla beyinlere işlenmiş, dillere pelesenk olmuş ve entelektüellik kriteri noktasına getirilmiş bir yazan değilseniz bu farkındalığı yaratmanız da çok zor. Kısaca reytinginiz yok ise medyada yer bulma şansınız da yok. İlk kitabım Şam’da Bir Mardinli’yi yazmak tam 3,5 yılımı aldı. Yöresel kültürlerin araştırmasından, mekân ziyaretlerine kadar bir süreç yaşadım. Kitabı bitirdiğimde her şey çok kolay ve güzel olacak sanıyordum. Olmadı. Neden mi? O zaman mutlaka “Gazoz Kapaklarının Peşinde” kitabını okuyunuz. Girdiğim ve eğer yazmayı düşünüyorsanız sizin de gireceğiniz o vahşi ormanla tanışınız. Edebiyat, entelektüel insanların yetişmesinin en temel taşıdır değil mi? O zaman Edebiyat ile ilgilenen iş insanlarının da öyle davranmasını beklersiniz. Hiç de öyle olmuyor. “Edebiyat mı yoksa para mı?” Savaşını maalesef burada da paranın kazandığına şahit oluyorsunuz. Bugün yayıncılık ve dağıtım sektörünün en temel taşlarından biri olan Epsilon yayınlarının yaşadıklarını, rakiplerinin kapitalizmin kurallarını nasıl da acımasızca kendisine karşı uyguladığını ve düşürüldüğü bataktan yeniden nasıl çıktığını okuyacaksınız bu kitapta. Tıpkı oynarken kaybettiğiniz bütün gazoz kapaklarını yeniden kazanıp oyunu yeniden oynamanız gerektiği gibi. Tipik bir faşizan kapitalist düzen bu sektörde de kendini gösteriyor. Oyun, pastayı bölüşenin sayısını azaltarak kendi dilimini büyütmek üzerine kurgulanıyor. Oysa pastayı bölüşen sayısını azaltacağına (kısıtlı ve belirli bir yazar sayısı ve birkaç yayınevi) pastayı büyütüp (yani hem yazanı hem okuyanı çoğaltarak) daha çok kişinin paylaşmasını sağlamak varken nedense edebiyat sektöründe de bunun tam tersini yapıyorlar. Ya isim yapmış yazarlarla çalışmayı ya da medyatik kişilerin kitap diye yazdıkları ticari emtiaları tercih ediyorlar. Umut kırıcı. Eğer düşmemişseniz, ayakta olmanın kıymetini bilemezsiniz. Tıpkı yoğun bir şekilde yaşadığımız bu Pandemi günlerinde nefes almanın, birbirimizi ziyaret etmenin, sarılmanın, sevdiğimizi koklamanın aslında ne büyük zenginlik olduğunu anladığımız gibi. Eğer umudunuzu kaybetmiyorsanız kazanma şansınız hala var demektir. Unutmayınız, taşı delen suyun gücü değil, sürekliliğidir. Süreklilik ise azmin ve pes etmemenin göstergesidir. Ülkemizdeki okuyucu kesimine baktığımızda ilk göze çarpan kitap seçim kriteri, yazarın adıdır. Çünkü okunan şey kitap değil yazardır. Olurda bir arkadaş sohbeti sırasında “….. ‘nın yeni kitabı çıktı okudun mu?” sorusuna evet demektir önemli olan. Burada özellikle belirtmek isterim ki, oranı az olmayan ama ülke nüfus ortalamasına baktığımızda oldukça düşük olan bir okuyucu kesim var ki onlara lafımız yok. Ancak acı bir gerçek daha var o da; Tanımadığımız, ismini duymadığımız bir yazarın kitabını okumak hep önceliklerimizin sonuna geliyor. Tabi bu yazan; medyatik ve reytingi yüksek bir isim ise bir anda tek bir kitapla rafları alt üst edebiliyor. Ne yazdığı mı? Hiç önemli değil (edebi reytingi yüksek olanlar konumuzun dışındadır). Yayınevleri ve kitap satıcıları açısından kitap edebi değerinden daha ziyade ticari ve kar getirecek bir emtiadır. Satıldıkça para kazanılacaktır. Oysa yazmak ciddi bir iştir. Okuyanın vaktine talip oluyorsunuz. Hayatının bir süresini elinden alıyorsunuz demektir. Ona değer katmıyorsa yazdıklarınız, o zaman bir vakit hırsızı oluyorsunuz. Bizim nesil, radyo programları ile büyüdü, Halit Kıvanç ve Orhan Boran’ın yarışma programlarında iyi niyetle sorduğu, “Boş zamanlarınızda ne yaparsınız?” sorusuna “kitap okurum” diyenlerin alkışlandığı bir dönemdi. Bunun aslında bir hata olduğunu anlıyorum ve diyorum ki: “Kitap okumak boş zaman işi değildir. Okuyarak geçen zaman en dolu zamandır çünkü kitap beynin gıdasıdır. Beyni ancak kitapla beslersin”
Bugün size; “neden okuyorsunuz?” Diye soru sorsam vereceğiniz cevaplar içinde en çok yer alacak olan cevabın “Öğrenmek için, beynimi, beslemek için” olmasını umut ediyorum. Peki, “Neden yazıyorsunuz?” diye yazma meraklılarına sorsam gelen cevapların arasına a-) Öğrendiklerimi paylaşmak için, b-) Yazmayı ve anlatmayı seviyorum, c-) Para ve şöhret kazanmak için ve daha başkaları. “Gazoz Kapaklarının Peşinde” kitabı ile Ömer Yenici; okumaya, yazmaya hevesli, Edebiyat dünyasında neler olduğunu merak eden herkese dokunmuş bu kitapla. İyi ki de yazmış. Şimdi kendisini daha iyi anlıyorum. İlk tanıştığımızda bana söylediği şeylerin altınında neler yattığını biliyorum artık.
Benim okumak ve yazmak ile ilgili düşüncemi merak edenler okumaya devam edebilirler.
Okumak; Ateşten ışık almaktır, Okutmak; Ateşe körükle üflemektir. Yazmak ise; Ateşe odun atmaktır. Ateş ne kadar güçlü yanarsa karanlıklar o kadar uzakta kalır.. Ateşe ne kadar çok odun atılırsa; aydınlığın ömrü o kadar uzun olur.[1]
|
983 kez okundu
YorumlarHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |